Özlem Sezgin Kılıççı
Köşe Yazarı
Özlem Sezgin Kılıççı
 

“GÖLGE”YLE TANIŞMAK

“GÖLGE”YLE TANIŞMAK   Kendini bilmek nasıl oluyor dersek; gerçek bir yolda, yolcunun hedefine adım atabilmesini sağlamakla başlıyor her şey. İlk adımın bizden gelmesi gerekiyor. Kendiyle yüzleşecek cesareti bulması gerekiyor kişinin. Gölgesine sahip çıkması gerekiyor. Gölgen seni rahatsız edecek. Çünkü o görmek istemediğin, sende var olduğunu kabul etmek istemediğin karanlık ve vahşi tarafın.  Analitik psikolojinin kurucusu Carl Jung, insanın kendinde kabul etmek istemediği bu karanlık yönüne “ Gölge Arketipi” der. Persona (maske), olmayı arzu ettiğin ve dünyanın sende olduğunu görmesini istediğin yüzünse, gölge bunun tam tersidir. Gölge insan doğasının karmaşık, vahşi ve çok da çözülmemiş tarafıdır. Ay’ın karanlık yüzü gibi.    William Shakespeare, “As you like it” (Beğendiğiniz Gibi) oyununda yeryüzünü bir sahneye benzetmiştir:   “Baştanbaşa bir sahnedir yeryüzü Bütün kadın ve erkekler girip çıkan oyuncular sahneye… Girerler ve çıkarlar… Bir kişi birçok rolü birden oynar, Bu oyun insanın yedi çağıdır…”   Bebeklik dönemimizden itibaren oyuna dâhil oluruz. Sosyalleştiğimiz ilk yer olan ailemizde şekillenmeye başlarız. Anne-babamızdan nasıl sevgiyi öğreniyorsak, öfkeyi de, nefreti de, sorumluluk ya da sorumsuzluğu da öğreniriz. Okul dönemi başlar. Sosyal çevremiz değişmiş, gelişmiştir. Aynı yaşta da olsak farklı kültürlerden birçok çocukla aynı havayı teneffüs eder, aynı tedrisattan geçeriz. Bebekken bir bütün olan benliğimiz, bu dönemde iyi ve kötü, güzel ve çirkini fark edip ayrışmaya başlar.    Daha sonra âşık delikanlı çağımız başlar. Hormonlarımız sağ olsunlar bizi bizden alıp başka bir noktaya taşırlar. Bir yandan kendi bedenimizde var olan değişimleri izlerken bir yandan da birey olarak kendimizi var etmeye çalışırız. İç çatışmalarımızla beraber bence - yanlışsam lütfen düzeltin- bu dönemde içimizdeki “Gölge” doğmaya başlar.  Hem aidiyet duygunu tatmin etmek, toplumun, ailenin, çevrenin istediği sen olmak hem de gerçek kendini, gerçek sözlerini cümlelerini söylemek dilemması içerisinde “Gölge”ni fark etmeden büyütmeye başlarsın. Bir yandan büyütürken bir yandan da bastırırsın. Çünkü o, kişiliğinin kabul etmek ya da görmek ya da adını ne koyarsan istemediğin yönündür. Başkalarında yargıladığın davranışların bazılarının ya da çoğunun sen de olduğu gerçeği korkutmuş olabilir seni.    Üniversite ve meslek hayatın boyunca da hep o maskenin ardında gerçek seni saklayarak yaşayacaksın hepimiz gibi. Evet bu rahatsız edici, ürkütücü hatta. Tüm hayatın “Gölge”ni bastırarak, onu görmezden gelerek geçecek.  Çünkü o senin zayıflıkların, kıskançlıkların, acı çekmekten korktuğun tarafların ve dahası… Yani seni sen yapan gerçek yönlerin, duyguların. Sen onu reddetmeye devam ettikçe o bir aralıktan sızmaya çalışacak, gün yüzüne çıkmaya çalışacak. Varlığını ortaya koymaya çabalayacak.    Gölgenden kurtulman imkânsız. Onu olduğu gibi kabul ettiğin zaman rahat nefes alacaksın. Yani kendini kabul etmeye ve sevmeye başladığın zaman. Büyümeye başladığın andan itibaren o da şekillendi seninle birlikte. Onu sen büyüttün içinde var olduğun toplumun içinde. O, sensin.    Dışarıdan bakıldığında vakur, güçlü, hoşgörülü görülebilirsin, peki ya içeride? Kimsin sen? Gerçek “Sen” le karşılaşmaya cesaretin var mı? Onunla ortak paydada buluştuğunda daha da güçleneceksin. O senin özgür, yaratıcı ve güçlü tarafın aslında. Onunla bir olduğunda daha da güçleneceksin. Onu olduğu gibi kabul ettiğinde…    Öfkeni, kıskançlığını kabul ettiğinde bu duyguları yaşayan diğer insanları daha iyi anlayıp kabul edeceksin. “Asla böyle yapmam” cümlesi senin “Gölge”nin repliğidir. Yargılama ya da suçlama yaptığın her cümle “Gölge”nin repliğidir.    Şimdi bir düşün… “Gölge”nle beraber hangi noktalarda buluşuyorsun. Bir gözle bakalım kendini… Gün içerisinde hangi tepkiler ve cümlelerin “Gölge”nin? “Gölge” tarafını nelerin oluşturduğunu keşfettiğin zaman kendini de keşfetmiş olacaksın… “Doğduğumuz dünya çok acımasız, ama aynı zamanda ilahî bir güzeIIiği var. AnIamIı oIuşunun mu, yoksa anIamsızIığının mı ağır bastığına karar vermek, insanın yapısına bağIı.”   – Carl Gustav Jung-
Ekleme Tarihi: 12 Mart 2022 - Cumartesi

“GÖLGE”YLE TANIŞMAK

“GÖLGE”YLE TANIŞMAK

 

Kendini bilmek nasıl oluyor dersek; gerçek bir yolda, yolcunun hedefine adım atabilmesini sağlamakla başlıyor her şey. İlk adımın bizden gelmesi gerekiyor. Kendiyle yüzleşecek cesareti bulması gerekiyor kişinin. Gölgesine sahip çıkması gerekiyor. Gölgen seni rahatsız edecek. Çünkü o görmek istemediğin, sende var olduğunu kabul etmek istemediğin karanlık ve vahşi tarafın. 

Analitik psikolojinin kurucusu Carl Jung, insanın kendinde kabul etmek istemediği bu karanlık yönüne “ Gölge Arketipi” der. Persona (maske), olmayı arzu ettiğin ve dünyanın sende olduğunu görmesini istediğin yüzünse, gölge bunun tam tersidir. Gölge insan doğasının karmaşık, vahşi ve çok da çözülmemiş tarafıdır. Ay’ın karanlık yüzü gibi. 

 

William Shakespeare, “As you like it” (Beğendiğiniz Gibi) oyununda yeryüzünü bir sahneye benzetmiştir:

 

“Baştanbaşa bir sahnedir yeryüzü

Bütün kadın ve erkekler girip çıkan oyuncular sahneye…

Girerler ve çıkarlar…

Bir kişi birçok rolü birden oynar,

Bu oyun insanın yedi çağıdır…”

 

Bebeklik dönemimizden itibaren oyuna dâhil oluruz. Sosyalleştiğimiz ilk yer olan ailemizde şekillenmeye başlarız. Anne-babamızdan nasıl sevgiyi öğreniyorsak, öfkeyi de, nefreti de, sorumluluk ya da sorumsuzluğu da öğreniriz. Okul dönemi başlar. Sosyal çevremiz değişmiş, gelişmiştir. Aynı yaşta da olsak farklı kültürlerden birçok çocukla aynı havayı teneffüs eder, aynı tedrisattan geçeriz. Bebekken bir bütün olan benliğimiz, bu dönemde iyi ve kötü, güzel ve çirkini fark edip ayrışmaya başlar. 

 

Daha sonra âşık delikanlı çağımız başlar. Hormonlarımız sağ olsunlar bizi bizden alıp başka bir noktaya taşırlar. Bir yandan kendi bedenimizde var olan değişimleri izlerken bir yandan da birey olarak kendimizi var etmeye çalışırız. İç çatışmalarımızla beraber bence - yanlışsam lütfen düzeltin- bu dönemde içimizdeki “Gölge” doğmaya başlar.  Hem aidiyet duygunu tatmin etmek, toplumun, ailenin, çevrenin istediği sen olmak hem de gerçek kendini, gerçek sözlerini cümlelerini söylemek dilemması içerisinde “Gölge”ni fark etmeden büyütmeye başlarsın. Bir yandan büyütürken bir yandan da bastırırsın. Çünkü o, kişiliğinin kabul etmek ya da görmek ya da adını ne koyarsan istemediğin yönündür. Başkalarında yargıladığın davranışların bazılarının ya da çoğunun sen de olduğu gerçeği korkutmuş olabilir seni. 

 

Üniversite ve meslek hayatın boyunca da hep o maskenin ardında gerçek seni saklayarak yaşayacaksın hepimiz gibi. Evet bu rahatsız edici, ürkütücü hatta. Tüm hayatın “Gölge”ni bastırarak, onu görmezden gelerek geçecek.  Çünkü o senin zayıflıkların, kıskançlıkların, acı çekmekten korktuğun tarafların ve dahası… Yani seni sen yapan gerçek yönlerin, duyguların. Sen onu reddetmeye devam ettikçe o bir aralıktan sızmaya çalışacak, gün yüzüne çıkmaya çalışacak. Varlığını ortaya koymaya çabalayacak. 

 

Gölgenden kurtulman imkânsız. Onu olduğu gibi kabul ettiğin zaman rahat nefes alacaksın. Yani kendini kabul etmeye ve sevmeye başladığın zaman. Büyümeye başladığın andan itibaren o da şekillendi seninle birlikte. Onu sen büyüttün içinde var olduğun toplumun içinde. O, sensin. 

 

Dışarıdan bakıldığında vakur, güçlü, hoşgörülü görülebilirsin, peki ya içeride? Kimsin sen? Gerçek “Sen” le karşılaşmaya cesaretin var mı? Onunla ortak paydada buluştuğunda daha da güçleneceksin. O senin özgür, yaratıcı ve güçlü tarafın aslında. Onunla bir olduğunda daha da güçleneceksin. Onu olduğu gibi kabul ettiğinde… 

 

Öfkeni, kıskançlığını kabul ettiğinde bu duyguları yaşayan diğer insanları daha iyi anlayıp kabul edeceksin. “Asla böyle yapmam” cümlesi senin “Gölge”nin repliğidir. Yargılama ya da suçlama yaptığın her cümle “Gölge”nin repliğidir. 

 

Şimdi bir düşün… “Gölge”nle beraber hangi noktalarda buluşuyorsun. Bir gözle bakalım kendini… Gün içerisinde hangi tepkiler ve cümlelerin “Gölge”nin? “Gölge” tarafını nelerin oluşturduğunu keşfettiğin zaman kendini de keşfetmiş olacaksın…

“Doğduğumuz dünya çok acımasız, ama aynı zamanda ilahî bir güzeIIiği var. AnIamIı oIuşunun mu, yoksa anIamsızIığının mı ağır bastığına karar vermek, insanın yapısına bağIı.”

 

– Carl Gustav Jung-

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve dizifilmdergisi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.