Yazı Detayı
08 Haziran 2019 - Cumartesi 17:03
 
KUTSAL BİLGELİK - AYASOFYA
Elif Kurtulmuş
 
 

AYASOFYA, TARİH, ,İSTANBUL, İMPARATORLUK, KİLİSE

 

Doğu Roma İmparatorluğunun İstanbul´da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilen ve “Kutsal Bilgelik” anlamına gelen Ayasofya, V. yüzyıldan itibaren Bizans İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi sıfatıyla katedral işlevi görmüş.

Daha önce aynı yerde yapılan ve çeşitli etkenlerle yıkılan iki kiliseden sonra günümüz Ayasofya´sı İmparator Justinianos (527-565) tarafından dönemin iki önemli mimarı olan Miletoslu (Milet) İsidoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios´a yaptırılmıştır. Tarihçi Prokopios´un aktardığına göre, 23 Şubat 532 yılında başlayan inşaat, 5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmış ve kilise 27 Aralık 537 yılında törenle ibadete açılmış.

İmparator Justinianos Ayasofya´nın daha görkemli ve gösterişli olması için, kendine bağlı tüm eyaletlere haber göndererek, en güzel mimari parçaların Ayasofya´da kullanılması için toplatılmasını emretmiş. Bu yapıda kullanılan sütun ve mermerler; Aspendos, Efes, Baalbek, Tarsus gibi Anadolu ve Suriyedeki antik şehir kalıntılarından getirilmiş.
Ayasofya´nın mermer kaplı duvarları dışındaki tüm yüzeyler birbirinden güzel mozaiklerle süslenmişti. Mozaiklerin yapımında altın, gümüş, cam, pişmiş toprak ve renkli taşlardan oluşan malzemeler kullanılmıştı.
İstanbul IV. Haçlı Seferi sırasında, 1204-1261 yılları arasında Latinler tarafından işgal edilince gerek kent, gerekse Ayasofya yağmalanmış ve oldukça harap bir duruma gelmişti. 1261 yılında Doğu Roma İmparatorluğu kenti tekrar ele geçirdiğinde, Ayasofya da yeniden elden geçirilip tamir edilmişti.
Ayasofya, Fatih Sultan Mehmed´in 1453´te İstanbul´u fethetmesiyle camiye çevrilmiştir. Fetihten hemen sonra yapı güçlendirilerek en iyi şekilde korunmuş ve Osmanlı Dönemi ilaveleri ile birlikte cami olarak varlığını sürdürmüştür.
Kilise olan Ayasofya, 1453´te camiye dönüştürüldüğünde Osmanlı sultanı Fatih Sultan Mehmet´in gösterdiği büyük hoşgörüyle mozaiklerinden insan figürleri içerenler tahrip edilmemiş, içermeyenler ise olduğu gibi bırakılmıştır, yalnızca ince bir sıvayla kaplanmış ve yüzyıllarca sıva altında kalan mozaikler bu sayede doğal ve yapay tahribattan kurtulabilmiştir.
Yapıldığı tarihten itibaren çeşitli depremlerden zarar gören yapıya, hem Doğu Roma, hem de Osmanlı Döneminde destek amacıyla payandalar yapılmıştır. Mimar Sinan tarafından yapılan minareler ise aynı zamanda yapıda destekleyici payanda işlevi görmüştür.
Osmanlı Dönemi´nde, 16. ve 17. yüzyıllarda, Ayasofya´nın içine mihraplar, minber, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve maksureler eklenmiştir. Ayasofya Mustafa Kemal Atatürk´ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrilmiş ve 1 Şubat 1935´te müze olarak, yerli ve yabancı ziyaretçilere açılmıştır.
Yüz yıllar boyunca ayakta duran bu yapı, sanat tarihi ve mimarlık dünyasının baş yapıtları arasında yer almış ve büyük kubbesiyle Bizans mimarisinin bir simgesi olmuştur. Ayasofya´yı diğer katedrallerden ayıran farklı özellikleri vardır.
Dünya´nın en eski katedrali olan Ayasofya, yapıldığı dönemden itibaren yaklaşık bin yıl boyunca (1520´de İspanya´daki Sevilla Katedrali´nin inşaatı tamamlanana dek) dünyanın en büyük katedrali ünvanına sahip olmuştur. Günümüzde yüz ölçümü bakımından dördüncü sırada yer almaktadır ve yine dünyanın en hızlı inşa edilen katedralidir. Kubbesi “eski katedral” kubbeleri arasında çapı bakımından dördüncü büyük kubbe sayılmaktadır.
Ayasofya´nın inşaatı o devir için imkansız gibi görünen bir sürede, yani beş yılda tamamlanmış. Rivayete göre bu iş, inşaatta çalışan binlerce işçinin yanı sıra manevi işçilerle; yani cinler, devler ve perilerle başarılmış. Süleyman Peygamberin emriyle işte bu devler, periler, cinler yüce bir saray yapılması için Elbürz ve Kaf dağlarından çeşit çeşit ve renkli mermer sütunlar kesip getirmişler. İşte Ayasofya´nın sütunları da bunlarla yapılmış. Devlerden biri de “benim de burada izim kalsın” diye mermere vurarak orada elinin izini bırakmış. O iz hâlâ Ayasofyadaki o mermerde durur.
Ayasofya´nın yapımı sırasında İmparator Justinianos inşaatı kontrol etmek için sık sık Ayasofya´ya gelirmiş. Kontrol için yine bir gün Ayasofya´da dolaşırken çok şiddetli bir baş ağrısına tutulmuş. Bu sırada bir direğe başını dayamış ve baş ağrısı tamamen geçmiş. İmparator, dikkatlice sütuna baktığında, sütunda ufak bir delik olduğunu ve bu delikten bir yaşın süzüldüğünü görmüş. Bu yaşın, Meryem Ana´nın gözyaşı olduğunu ve kendisini iyileştirmesi için Tanrı tarafından gönderildiğini düşünmüş. Halk, bu mucizeden haberdar olunca sütun kutsal kabul edilmiş. Bundan sonra hastalıklarının iyileşmesini isteyenler Ayasofya´ya gelmeye başlamışlar. Bu sütundaki deliğe parmaklarını sokarak, parmaklarını ıslatan suyu hasta olan bölgelerine sürerlermiş. Çünkü bu suyun Hazreti Meryem´in gözyaşları olduğuna ve böylece hastalıklarının iyileşeceğine inanırlarmış.
Yine efsaneye göre, Tufan´dan beri Hz. Nuh´un gemisi, Cudi Dağı üzerinde durmaktaymış. İstanbul´un kurucusu Kral Vezendon´un zamanında kızı Ayasofya, ilk bina yapılırken Hz. Hızır´ın işaretiyle Nuh Peygamber´in gemisinin tahtalarını getirtip Ayasofya´nın kutlu orta kapısını bu tahtalarla yaptırmış. Evliya Çelebi´ye göre kapının üzerinde hâlâ gemi çivilerinin yerleri dururmuş.
Ayasofya´nın kubbesi yapılırken zamanın keşişleri imparatora, “Eğer bu kubbenin depremden zarar görmeden, kıyamete kadar ayakta kalmasını istiyorsan, tuğlaların arasına geçmiş peygamberlere ait kemikleri koymalısın.” demişler. Keşişlerin bu tavsiyesini tutan imparator da Arap ülkelerinden, geçmiş peygamberlerin kemiklerini bulup getirtmiş ve kubbeye koydurmuş.
İmparator Justinianos, bir gün Ayasofya´nın inşaat sahasındayken, bu mabede ne isim vereceğini düşünüyormuş. O anda oradan geçmekte olan bir kişi inşaata bakmış ve “Ayasofya” diye bağırmış. İmparator bunu duyunca çok etkilenmiş ve mabedin ismi böylece Ayasofya olmuş.
Binanın adındaki “sofya” kelimesi eski Yunancada “bilgelik” anlamındaki “sophos” sözcüğünden gelmektedir. Dolayısıyla “Aya Sofya” adı “Kutsal Bilgelik” ya da “İlahi Bilgelik” anlamına gelmekte olup, Ortodoksluk mezhebinde Tanrı´nın üç niteliğinden biri sayılır.
Ayasofya´nın yapımına başlanmadan önce zamanın müneccimleri, uğurlu bir saat gözetmişler. Gözetilen uğurlu vakit geldiğinde inşaat sahasında İmparator Justinianos, Mimar Agnadiyos ve başlarında 455 yaşındaki Martikos adlı keşişin de bulunduğu din adamları, mabedin uğurlu olması için dua etmişler. Ayrıca bu yaşlı keşiş, Ayasofya´nın kıyamete kadar ayakta kalabilmesi için bir tılsım yapmış ve böylece Ayasofya´nın inşasına kutlu bir saatte, tılsımlarla başlanmış.


AYASOFYA´NIN SIRLARI 
1: Ayasofya´yı bekleyen melek: Ayasofya´nın inşaatında çalışan ustalar bir gün yemeğe giderken araç gereçlerini genç bir işçiye emanet etmiş. Bir süre sonra, inşaat alanında ortaya çıkan kişi gence "İş çok uzun süre bırakıldı, artık ustaları çağırmalısın" deyince delikanlı, "Araç ve gereçleri bırakıp gidemem" demiş. Bilinmez kişi de, "Sen gelene kadar onları korurum, buradan bir yere ayrılmam" diye cevap vermiş. Delikanlı durumu ustalara anlatınca, İmparator delikanlıya gördüğü adamla ilgili sorular sormuş ve bunun bir melek olduğuna inanarak delikanlıyı başka bir memlekete göndermiş ki kıyamete kadar melek Ayasofya´yı bekleyip korusun! 
2: Tılsımlı kapılar: Efsaneye göre Ayasofya´nın toplam 361 kapısı var fakat bu kapılardan 101´i büyük ve tılsımlı. Çünkü ne zaman bu kapılar sayılsa fazladan bir kapı daha ortaya çıkıyormuş. 
3: Hz. İsa´nın Kutsal Emanetleri: İmparator, Hıristiyan söylemine göre Hz. İsa´nın çarmıha gerildiği haç ve Hz. İsa´yı çarmıha gerdiklerinde kullanılan çivileri Kudüs´ten getirtip Ayasofya´nın gizli bölümlerinden birinde saklatmış. Kutsal Emanetleri Ayasofya´ya saklamalarının sebebiyse Hz. İsa´nın 40 bin yıl sonra dünyada Ayasofya´ya inecek olmasıymış. 
4: Kıyamet tarihi: Binanın güney yönündeki kapıdan girince, üçüncü sırada bulunan sütunun üzerine Hz. Hızır´ın kıyametin kopacağı tarihi yazdığı söyleniyor. Sütunda "On sekizinde yevm-i Pazar, sene 1038" yazılı. 
5: Şeytan Ayasofya´da hapis: İstanbul´un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet Ayasofya´nın camiye çevrilmesini emredince Akşemsettin´i de bu işten sorumlu tutmuş. İşçiler cuma namazına yetiştirmek için çabalasa da şeytan Ayasofya´nın cami olmasını istemediği için işçilere her türlü vesveseyi veriyormuş. Akşemsettin bu durumu anlayınca secdeye kapanıp dua etmiş. Duasını kabul eden Allah, şeytanı Ayasofya´daki bir mermere hapsetmiş.
6: Ayasofya´nın kıbleye çevrilmesi: Fatih Sultan Mehmet İstanbul´u fethettikten sonra ilk cuma namazını Ayasofya´da kılacakmış. İmamlığa geçtiğinde ilk iki tekbirde namazı bozmuş, üçüncüde tekbir getirmiş ve ilk cuma namazını kıldırabilmiş. Bunun nedenini merak eden ahali sorunca Fatih Sultan Mehmet: "İstedim ki namaz sırasında bana ve bütün cemaate Kabe görünsün! Bu niyetle birinci ve ikinci tekbirlerde Kabe görünmeyince namazı bozdum, ancak üçüncü tekbirde gözlerimin önüne geldi" demiş. Cemaat bunun sebebini Akşemsettin´e sorduğunda o şunları söylemiş: "Hz. Hızır saf tutmak için gelirken Terler Direğ´e parmağını soktu ve Ayasofya´nın yönünü kıbleye doğru çevirdi. Ondan sonra da namaza durdu. Böylece padişah üçüncü kez tekbir getirdikten sonra Kabe´yi tam karşısında gördü." 
7: Hz. Meryem´in gözyaşlarıyla delinen sütun: Ayasofya´nın içindeki Ağlayan Sütun, Meryem Ana´nın evindeki bir sütunmuş. Bir gün Meryem Ana´ya, Hz. İsa´nın yakalandığını ve kendisine işkence edildiğini söylemişler. Hz. Meryem, onun işkence görmesine dayanamamış ve gözyaşlarına boğulmuş, gözyaşı damlalarından biri yaslandığı bu sütunu kezzap gibi eritmiş. Ayasofya yapılırken de kilisenin kutsanması için imparator bu sütunu Meryem Ana´nın evinden getirerek Ayasofya´ya diktirmiş. Bu nedenle taş kutsal olarak görülüyor. Herhangi bir dileği olanlar bu sütundaki Meryem Ana´nın gözyaşıyla oluşan deliğe parmaklarını sokup çeviriyor ve dilek diliyor. 
8: Kutsal Kase ile kaybolan papaz: İstanbul fethedildiği sırada Ayasofya´ya bir papaz vaaz vermekteymiş. Papaz kutsal çanağın Müslümanların eline geçmesini istemediği için Kutsal Kase ile bir kapıdan geçip gitmiş. Kapı da kapanmış. Ama Müslümanlar papazın oradan geçtiğini görmüş. Papazın gözden kaybolduğu yere vardıklarında dümdüz bir duvarla karşılaşmışlar. Efsaneye göre papaz hâlâ Kutsal Kase ile birlikte beklermiş orada. Bir gün İstanbul geri alındığında kapı açılacak ve papaz çıkıp vaaza devam edecekmiş. 
9: Ayasofya´daki levhaların sırrı: Ayasofya camiye çevrilirken bu mabedin bir İslam mabedine dönüşmesini sağlamak için yapıya pek çok İslami motif eklenmiş. Bunlardan biri Ayasofya´nın kubbesine yazılı olan "Allah, göklerin ve yerin nurudur" ayeti. Allah, Hz. Muhammed ve dört büyük halifenin isimleri de levhalara yazılarak asılmış. Cumhuriyet döneminde Ayasofya camiden müzeye çevrileceği zaman bu levhaları çıkarmak istemişler ama çok çabalamalarına rağmen çıkaramamışlar. Zaten bu levhalar, Ayasofya´dan çıkarılamasın, yapı yeniden kiliseye dönüştürülmesin diye cami içerisinde, giriş kapılarından daha büyük olarak yapılmış. 
10: Tavadan sıçrayan balıklar: Ayasofya´da İmparator Kapısı´nın önünde bir balık figürü var. Söylenceye göre Fatih Sultan Mehmet, İstanbul´u kuşattığı sırada Ayasofya´daki papazlar bu kapının yanında balık kızartıyormuş. Tavada kızaran balıklar, İstanbul´un fethedileceğini anlayınca isyan etmiş ve kızgın yağın içerisinden fırlayıp taş kesilmiş. 

 

/resimler/2019-5/25/2242441674849.jpg

/resimler/2019-5/25/2243123550463.jpg

 
Etiketler: KUTSAL, BİLGELİK, -, AYASOFYA,
Yorumlar
Haber Yazılımı